Gönderen Konu: İLK ESERLER  (Okunma sayısı 1190 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı koktengri

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 679
  • Karma: 2517
  • Cinsiyet: Bay
  • TANRI TÜRK'Ü KORUSUN VE YÜCELTSİN...
    • TÜRK MİTOLOJİSİ - TÜRK KÜLTÜRÜ - TÜRK TARİHİ - YÜZDE YÜZ TÜRK OLDUĞUN ZAMAN CİHAN SENİNDİR...
İLK ESERLER
« : Haziran 14, 2015, 04:19:04 ÖS »
Kutadgu Bilig:
Yusuf Has Hacip tarafından yazılmıştır. Eserin adı “Mutluluk Veren Bilgi” anlamına gelir. Didaktik bir eserdir. Eserde aruz ölçüsü kullanılmıştır.
Eser, 4 ana unsur ve bu 4 unsuru temsil eden sembolik şahsiyetler üzerine kurulmuştur.

Kün-Togdı
"Gün Doğdu" Hükümdar Adalet

Ay-Toldı
"Dolunay" Vezir Mutluluk

Ögdülmiş
"Övülmüş" Bilge:vezirin oğlu Akıl (ya da Bilgi)

Odgurmış
"Uyanmış" Derviş:vezirin kardeşi Akıbet (Yaşamın sonu)


Kitap, baştan sona bu 4 sembolik şahsiyetin karşılıklı konuşma ve münarazalarından oluşmaktadır. Eserde Tanrı, Muhammed Peygamber, Dört Halîfe ve Tabgaç Buğra Hân methedilikten sonra; iyilik etmenin faydaları; bilgi ile aklın meziyet ve faydaları; devletin sıfatı; adalet vasfı; hükümdarın vasıfları; vezirin, kumandanın, ulu hâcibin, kapıcıbaşının, elçilerin, kâtibi hazinedârın, aşçıbaşının, içkicibaşının, hizmetkârların vasıfları; dünyanın kusurları; ahiretin kazanılması; beylere hizmet etmenin usûl ve nizâmı, hizmetkârlarla nasıl geçinileceği, avâm ile nasıl münâsebet kurulacağı, Ali evlâdı, âlimler, tabipler, efsûncular, rüya tâbircileri, müneccimler, şâirler, çiftçiler, satıcılar, hayvan yetiştirenler, zenâat erbâbı, fakirler ile münâsebet; evlilik; çocuk terbiyesi; hizmetçilere nasıl muâmele edileceği; ziyafete gitme âdabı; ziyafete davet usûlü; memleketi tanzim etme usûlü; doğruluğa karşı doğruluk, insanlığa karşı insanlık gösterilmesi; zamanın bozukluğu ve dostların cefası konuları işlenmiştir.

Eser, 6645 beyit, 85 bâbdan oluşmaktadır. Beyit numaraları parantez içinde belirtilmekle birlikte 85 bâb aşağıdaki gibidir:
Mensûr Mukaddime(1-38)
Manzûm Mukaddime (1-77)
(Kutadgu Bilig)
1.Tanrı Azze ve Cellenin Medhi (1-33)
2.Peygamber Aleyhi's-Selâmın Medhi (34-48)
3.Dört Sahâbenin Medhi (49-62)
4.Parlak Bahar Mevsiminin ve Büyük Buğra Han'ın Medhi (63-123)
5.Yedi Yıldız ve On İki Burç (124-147)
6.İnsanoğlunun Değerinin Bilgi ve Akıldan Geldiği (148-161)
7.Dilin Meziyeti ve Kusru, Faydası ve Zararı (162-191)
8.Kitap Sahibinin Özrü (192-229)
9.İyilik Etmenin Medhi ve Faydaları (230-286)
10.Bilgi ile Aklın Meziyet ve Faydaları (287-349)
11.Kitabın Adı, Mânası ve Yazarın İhtiyarlığı (350-397)
12.Sözün Başı: Hükümdar Kün Togdı Hakkında (398-461)
13.Ay-Toldı'nın Hükümdar Kün-Toldı Hizmetine Girmesi (462-580)
14.Ay-Toldı'nın Hükümdar Kün Togdı'nın Huzuruna Çıkması (581-619)
15.Ay-Toldı'nın Hükümdara Kendisinin Saâdet Olduğunu Söylemesi (620-656)
16.Ay-Toldı'nın Hükümdara Devlet Sıfatını Söylemesi(657-764)
17.Hükümdar Kün Togdı'nın Ay-Toldı'ya Adâlet Vasfını Söylemesi (765-791)
18.Hükümdar Kün Togdı'nın Ay-Toldı'ya Adâlet Vasfının Nasıl Olduğunu Söylemesi (792-954)
19.Ay-Toldı'nın Hükümdara Dilin Fazîletini ve Sözün Faydalarını Söylemesi (955-1044)
20.Saâdetin Devamsızlığı ve İkbâlin Dönekliği (1045-1157)
21.Ay-Toldı'nın Oğlu Ögdülmiş'e Nasîhat Vermesi (1158-1277)
22.Ay-Toldı'nın Oğlu Ögdülmiş'e Öğüt Vermesi (1278-1341)
23.Ay-Toldı'nın Hükümdar Kün Togdı'ya Vasiyetnâme Yazması(1342-1547)
24.Hükümdar Kün Togdı'nın Ögdülmiş'i Çağırması(1548-1580)
25.Ögdülmiş'in Hükümdar Kün Togdı'nın Huzuruna Çıkması (1581-1590)
26.Ögdülmiş'in Hükümdar Kün Togdı'nın Hizmetine Girmesi (1591-1849)
27.Ögdülmiş'in Hükümdara Aklın Tarifini Söylemesi (1850-1920)
28.Ögdülmiş'in Beyliğe Layık Bir Beyin Nasıl Olması Lazım Geldiğini Söylemesi (1921-2180)
29.Ögdülmiş'in Beylere Vezir Olacak Kimsenin Nasıl Olması Lazım Geldiğini Söylemesi (2181-2268)
30.Ögdülmiş'in Hükümdara Kumandanın Nasıl Olması Lazım Geldiğini Söylemesi (2269-2434)
31.Ögdülmiş'in Hükümdara Ulu Hâcib'in Nasıl Bir İnsanOlması Lazım Geldiğini Söylemesi (2435-2527)
32.Ögdülmiş'in Hükümdara Kapıcı-Başının Nasıl Olması Lazım Geldiğini Söylemesi (2528-2595)
33.Ögdülmiş'in Hükümdara Elçi Olarak Göndermek İçin Nasıl Bir İnsan Lazım Geldiğini Söylemesi (2596-2671)
34.Ögdülmiş'in Hükümdara Kâtibin Nasıl Olması Lazım Geldiğini Söylemesi (2672-2742)
35.Ögdülmiş'in Hükümdara Hazinedarın Nasıl Olması Lazım Geldiğini Söylemesi (2743-2827)
36.Ögdülmiş'in Hükümdara Aşçı-Başının Nasıl Olması Lazım Geldiğini Söylemesi (2828-2882)
37.Ögdülmiş'in Hükümdara İçkici-Başının Nasıl Olması Lazım Geldiğini Söylemesi (2883-2956)
38.Ögdülmiş'in Hükümdara Hizmetkârların Beyler Üzerindeki Haklarının Neler Olduğunu Söylemesi (2957-3186)
39.Hükümdar Kün Togdı'nın Odgurmış'a Mektup Yazıp Göndermesi (3187-3288)
40.Ögdülmiş'in Odgurmış'ı Ziyaret Etmesi (3289-3317)
41.Odgurmış'ın Ögdülmiş İle Münâzara Etmesi (3318-3511)
42.Odgurmış'ın Ögdülmiş'e Dünyanın Kusurlarını Söylemesi (3512-3645)
43.Ögdülmiş'in Odgurmış'a Dünya Vâsıtası ile Âhiretin Kazanılmasını Söylemesi (3646-3712)
44.Odgurmış'ın Hükümdara Mektup Yazıp Göndermesi (3713-3895)
45.Hükümdar Kün Togdı'nın Odgurmış'a İkinci Mektubu Göndermesi (3896-3970)
46.Odgurmış'ın Ögdülmiş İle İkinci Defa Münâzara Etmesi (3971-4030)
47.Ögdülmiş'in Odgurmış'a Beylere Hizmet Etmenin Usûl ve Nizâmını Söylemesi(4031-4164)
48.Öğdülmüş'ün Kapıdaki Hizmetkârlar İle Nasıl Geçinileceğini Söylemesi (4165-4319)
49.Ögdülmiş'in Odgurmış'a Avâm ile Nasıl Münâsebet KurulmasıLazım Geldiğini Söylemesi (4320-4335)
50.Ali-Evlâdı İle Münâsebet (4336-4340)
51.Âlimler İle Münâsebet (4341-4354)
52.Tabipler İle Münâsebet (4355-4360)
53.Efsûncular İle Münâsebet (4361-4365)
54.Rüyâ Tâbircileri İle Münâsebet (4366-4375)
55.Müneccimler İle Münâsebet (4376-4391)
56.Şâirler İle Münâsebet (4392-4399)
57.Çiftçiler İle Münâsebet (4400-4418)
58.Satıcılar İle Münâsebet (4419-4438)
59.Hayvan Yetiştirenler İle Münâsebet (4439-4455)
60.Zenâat Erbâbı İle Münâsebet(4456-4468)
61.Fakirler İle Münâsebet (4469-4474)
62.Evlilik (4475-4503)
63.Çocuk Terbiyesi (4504-4526)
64.Hizmetçilere Nasıl Muâmele Edileceği (4527-4572)
65.Ögdülmiş'in Odgurmış'a Ziyâfete Gitme Âdabını Söylemesi (4573-4643)
66.Ögdülmiş'in Odgurmış'a Ziyâfete Davet Usûlünü Söylemesi (4644-4679)
67.Odgurmış'ın Ögdülmiş'e Dünyadan Yüz Çevirip, Olana Kanâat Ettiğini Söylemesi (4680-4933)
68.Hükümdar Kün Togdı'nın Odgurmış'ı Üçüncü Defa Davet Etmesi (4934-5030)
69.Odgurmış'ın Ögdülmiş'e Gelmesi (5031-5034)
70.Hükümdar Kün Togdı'nın Odgurmış İle Görüşmesi (5035-5131)
71.Odgurmış'ın Hükümdara Öğüt vermesi (5132-5466)
72.Ögdülmiş'in Hükümdara Memleketi Tanzim Etme Usûlünü Söylemesi (5467-5631)
73.Ögdülmiş'in Geçen Hayatına Acıyarak, Tövbe Etmesi (5632-5720)
74.Odgurmış'ın Ögdülmiş'e Tavsiyede Bulunması (5721-5761)
75.Doğruluğa Karşı Doğruluk, İnsanlığa Karşı İnsanlık Gösterilmesi (5762-5952)
76.Odgurmış'ın Hastalanarak, Ögdülmiş'i Çağırması (5953-5992)
77.Ögdülmiş'in Odgurmış'a Rüya Tâbirini Söylemesi (5993-6031)
78.Odgurmış'ın Ögdülmiş'e Rüya Gördüğünü Söylemesi (6032-6036)
79.Ögdülmiş'in Odgurmış'ın Rüyasını Tâbir Etmesi (6037-6046)
80.Odgurmış'ın Bu Rüyaya Başka Bir Tâbir Söylemesi (6047-6086)
81.Odgurmış'ın Ögdülmiş'e Nasîhat Etmesi (6087-6285)
82.Kumaru'nun Ögdülmiş'e Odgurmış'ın Ölüdüğünü Söylemesi(6286-6292)
83.Kumaru'nun Ögdülmiş'e Baş Sağlığı Dilemesi (6293-6298)
84.Ögdülmiş'in Odgurmış İçin Matem Tutması (6299-6303)
85.Hükümdarın Ögdülmiş'e Baş Sağlığı Dilemesi (6304-6520)


Divan ü Lügati’t Türk:

Kaşgarlı Mahmut tarafından 11. Yüzyılda yazılmış bir sözlüktür. Türkçe sözcüklerin Arapça karşılığı açıklanmıştır. Türk boyları ve Türk kültürü / yaşayış şekli konusunda ayrıntılı bilgiler eserde yer almaktadır. Eserle ilgili özellikler aşağıdaki gibidir:
1- 11. yüzyılda yazılmıştır.
2- Türkçenin ilk sözlüğü, antolojisi, ansiklopedisi ve dil bilgisi kitabıdır.
3- Araplara Türkçe öğretmek, Türkçenin yaygınlığını göstermek için yazılmıştır.
4- Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılmıştır.
5- Yazarı, birçok Türk boyunu gezerek derlemeler yapmıştır.
6- Sözcükleri güzel örnekleyen atasözleri ve şiirler kullanmıştır. (Bu özelliği, onun, kendinden sonraki Türk yazını için çok önemli bir kaynak olmasını sağlamıştır.)
7- Divanü Lügati't Türk 7500'den daha fazla Türkçe sözcük içerir.
8- Dönemin özelliklerini yansıtan kelimeleri barındırır.
9- Karahanlı Türkçesi ile yazılmıştır.

Türk dilinin en eski ve değerli sözlüğünün, elde bulunan tek yazma nüshası, 1266 yılında Şam'da yaşayan müstensih Muhammed bin Ebû Bekir ibn Ebi'l-Feth es-Sâvî ed-Dimaşki (Muḥammad bīn Abū Bakr ībn Abū'l-Fath aṣ-Ṣāvī ad-Dimašqī) tarafından temize çekilip 1 Ağustos 1266 (Hicri 27 Şevval 664) Pazar günü tamamlanmıştır.

El yazma nüshası 638 sayfadır ve yaklaşık 9000 Türkçe kelimenin ve cümlenin oldukça ayrıntılı Arapça ve başka dillerde açıklamasını içerir. Ayrıca Türklerin tarihine, coğrafi yayılımına, boylarına, lehçelerine ve yaşam yöntemlerine ilişkin kısa bir ön söz ve metin içine serpiştirilmiş bilgiler içerir.



Atatbetü’l Hakayık:

12. Yüzyılda Edip Ahmet Yükneki tarafından Hakaniye lehçesiyle yazılmıştır. Gerçeklerin Eşiği anlamına gelir. Atabetü'l-Hakayık, Edip Ahmet Yükneki'nin 12. yüzyılda, Karahanlı beylerinden Muhammed Dâd Sipehsalar'a hediye ettiği, hadis ve Arapça beyitlere dayanarak yazdığı şiirlerle, ahlaklı insan olmanın yollarını, ahlak ilkelerini açıklamış, çeşitli ahlakî öğütlerde bulunmuş, İslamî düşünce ve görüşlere yol gösterici olmuştur. Hakaniye lehçesi ile yazılmıştır. Eserin adı günümüzde "Hakikatlerin Eşiği" şeklinde aktarılabilir.

Modern zamanda ilk bilindiğinde "Hibetü'l-Hakayık" veya "Aybetü'l-Akayık" olarak, yanlış bir şekilde isimlendirilmiştir. Eserde dünyayı, Allah'ı, insanı bilmenin sadece bilim yoluyla olabileceği anlatılır. Bilginin faydası ve bilgisizliğin zararı hakkında olan konuyu işlemiştir.

Nazım birimi beyit ve dörtlüklerden oluşan bu eserini şair, Yusuf Has Hacib'in Kutadgu Bilig’i gibi aruz vezniyle ve Kaşgar Türkçesi ile yazmıştır. Şairin bu eserini nerede ve ne zaman yazdığı kesin olarak bilinmemektedir. Eserin Kaşgar şivesiyle, Uygur harfleriyle yazılmış ilk yazması İstanbul'da Ayasofya Kütüphanesi'nde bulunmaktadır.


Divan-ı Hikmet:

Bu yapıtın, Anadolu’daki tasavvufi halk edebiyatına etkisi çok büyüktür.
Türkistan'ın Ahmet Yesevi'nin (ölümü:1166) dile getirdiği "hikmet" adı verilen şiirlerini bir araya getiren şiir antolojisine verilen özel isimdir. Türk edebiyatı tarihinde "Divan-ı Hikmet'in önemi İslamiyet'ten sonraki Türk edebiyatının daha önce yazılan Kutadgu Bilig’den sonraki bilinen en eski örneklerinden biri ve tasavvufi Türk edebiyatının ilk eseri oluşundan daha fazla Türk Dünyası’nda meydana getirdiği tesirlere dayanır.

Genel olarak dervişlik hakkında övgülerden bu dünyadan şikâyetten cennet ve cehennem tasvirlerinden, peygamberin hayatından ve mucizelerinden bahsedilir. Dinî ve ahlaki öğütler veren şiirlere de yer vermiştir. Hece ölçüsü olarak 4+3 ve 4+4+4 kullanılmıştır. Bu yapıtın ortaya çıkmasından bir süre sonra; İslamiyet göçebe Türk toplulukları arasında yayılmaya başlamıştır. Ahmet Yesevi'nin görüşleri Anadolu gizemciliğinin (tasavvuf) temelini oluşturur. Tasavvuf kültürünün temeli bu yapıttadır. Yunus Emre'nin, Hacı Bektaş Veli, Hacı Bayram Veli gibi mutasavvıfların düşüncelerinin kaynağı bu yapıttır.

Eserde Ahmet Yesevi'nin kurucusu olduğu Yesevilik tarikatına ait bilgiler, dervişlik üzerine övgüler, Cennet-Cehennem tasvirleri, İslam peygamberinin hayatı ve mucizeleri anlatılır. Kitapta Allah aşkı Peygamber sevgisi işlenmiştir.

Hikmet: Hoş, hayırlı anlamlarına gelir.
Sade ve yalın bir dil kullanılmıştır.
Aruz ve hece ölçüsü bir arada kullanılmıştır. Dörtlük ve beyitle yazılmıştır.

144 hikmet ve 1 münacaattan oluşur. (2009 yılında bulunan yeni hikmetlerle bilinen hikmet sayısı 217 olmuştur. Eser Karahanlı Türkçesinin Hakaniye lehçesiyle yazılmıştır.

İstifham (soru sorma) ve Tecahül-i Arif (bilip de bilmezlikten gelme) sanatları kullanılmıştır.
Ahmet Yesevi hikmetlerinin birleşmesiyle olmuştur ve Karahanlı Türkçesiyle söylemiştir.
Hikmetler dini tasavvufi şiirlerdir.
Peygamber Muhammed'in vefât yaşı olan 63 (Hicrî) yaşından sonra toprağın altında yaşamayı seçmiştir.
Allah'a yakın olma isteği vardır.
Şiirlerde ulusal ögeler (ölçü, nazım biçimi, yarım uyak) ile İslamlıktan gelme yabancı ögeler (din ve tasavvuf konuları, yabancı sözcükler) bir arada kullanılmıştır.
Eserin uyaklanışı abcd dddb eeeb şeklindedir. Dördüncü dizelerin birbiriyle uyaklı oluşu hatta zaman zaman aynen tekrarlanışı bu şiirlerin musiki ile okunmak için söylendiğini gösterir.
Divan-ı Hikmet'i Ahmet Yesevi yazmamıştır. Ahmet Yesevi'nin kurduğu tarikattaki Şaban Durmuş, Ahmet Yesevi'nin görüşlerini ve düşüncelerini kitap haline getirmiştir.
Eser 12. yy'a aittir ve manzum bir eserdir.
Ahmet Yesevî 63 (Hicrî) yaşından sonra çukur kazdırarak kendini toprağın altına kapatmış, inzivaya çekilmiş ve İslam peygamberi Muhammed gibi 63 (Hicrî) yaşında ölmek istemiştir ama 76 (Hicrî) - 73 (Miladî) yaşında hayata veda etmiştir.
Türk edebiyatı tarihinde "Divan-ı Hikmet'in önemi: 
İslamiyet'ten sonraki Türk edebiyatının daha önce yazılan Kutadgu Bilig'den sonraki bilinen en eski örneklerinden biri ve tasavvuf Türk edebiyatının ilk eseri oluşudur.
Lirik ve didaktik özellik gösterir.

İlk kez 12. yüzyılda kitap hâline getirildiği düşünülen Divan-ı Hikmet önceleri yazma nüshalar şeklinde, daha sonraları ise taş basması tekniği ile çoğaltılmıştır. Bilindiği kadarıyla son iki yüz yıl içinde on yedi kez Taşkent'te, dokuz kez İstanbul'da, beş kez Kazan'da ve birer kere de Buhara ve Kazan’da matbu olarak yayınlanmıştır. Yakın tarihlerde Türkiye'de "Divan-ı Hikmet'ten Seçmeler" adı ile yetmiş adet hikmetten müteşekkil ve Prof. Dr. Kemal Eraslan tarafından hazırlanan bir eser T.C. Kültür Bakanlığı tarafından iki kez basılmıştır.

Muhakemetü’l Lügateyn:

15. Yüzyılda Ali Şir Nevai Türkçenin zenginliğini kanıtlamak amacıyla yazılmıştır.
"İki Dilin Yargılanması" anlamına gelir. Çağatay Türkçesi ile yazılmış bir eserdir. Nevaî, edebî dil olarak Türk dilinin Farsçaya nazaran üstün olduğuna inanmış ve Aralık 1499'da tamamlanmış Muhakemetü’l-Lugateyn'de de iddiasını savunmuştur. Ünlü eserinde iki dilin karşılaştırmasını söz varlığından örneklerle yaparken Farsçaya üstünlüğünü kanıtlamaya çalıştığı kendi dilini Türkî, Türkçe şeklinde beyan etmiştir. Özellikle Türk dilinin hayvan isimleri ve fiil zenginliği yönünden Farsça'dan daha üstün olduğunu gösterir.

Ali Şir Nevaî bu eserde yeryüzündeki başlıca dilleri Arapça, Hintçe, Türkçe (bugünkü algıyla Çağatayca) ve Farsça olarak sayar. Arapçanın en üstün ve Hintçenin en değersiz dil olduğunun bilinen bir gerçek olduğunu ifade ettikten sonra, geri kalan iki dil arasında hangisinin daha üstün olduğunu çeşitli delillere dayanarak münakaşa eder. Sonuç olarak Çağataycanın Farsçadan daha üstün bir dil olduğunu ispat eder.

Nevaî, eserinde birçok defa Türkçe kelime haznesinin Farsçaya nazaran daha zengin, güzel ve esnek olduğunu düşündüğünü dile getirmektedir.
Örnek olarak:
Birçok Çağatayca kelimenin üç, dört ya da daha fazla anlamı vardır, lâkin Nevaî'nin dediğine göre Farsça'da böyle bir esneklik yoktur.[kaynak belirtilmeli]
Türk lehçelerinde ördek manasını taşıyan dokuz tane kelime vardır, ki bu da Türk lehçelerinin kapasite bakımından üstünlüğünü gösterir. Farsçada ise Nevaî'nin dediğine göre ördek için sadece bir kelime vardır.

Eserin yazılmasının önemli bir sebebi, o dönemde Türk aydınları arasında Farsça kullanımı yönünde yaygın bir özenti olmasıdır. Şiir yazmaya müsait bir dil olması sebebiyle Farsça rağbette idi. Muhakemet'ül Lugateyn bu bakımdan gerçekten etkili olmuş ve Ali Şir Nevaî'den sonra Türk diline rağbet artmış, özellikle şiir büyük gelişme göstermiştir,


Şeçere-i Türki:

Ebulgazi Bahadır Han’ın dokuz bölümde Türk tarihini anlattığı bir kitaptır.

Hârizm Özbek Hü­kümdarı Ebu'l Gazi Bahadır Han; efsa­nevî devirlerden başlayıp daha sonra ha­nedanının geldiği Cengiz ve oğullarına geçerek Cuci Han yolu ile onların deva­mı olan Şeyban-Özbek hanları sülâlesi­nin kendisine kadar süren safhası ile,cağının kaynaklarının elverdiği nisbette, Orta Asya tarihini anlatan bu ese­rini (1663) Çağatay lehçesinden Türki­ye Türkçesi'ne aktararak millî tarihimi­zin Osmanlı Türklüğunün bilgisine uzak kalmış bir sahasını tanıtmak istemiştir.

28 Eylül 1863-23 Şubat 1864 arasında diğeri gibi Tasvir-i Efkâr gazetesinde kitap sayfası şeklinde tefrika edilip (nr.131, 14 Rebîülâhir 1280-nr. 173, 16 hicri 1280) orada çıkanı kadarıyla ay­rıca 152 sayfalık bir kitap halinde or­taya konan bu tercüme, dokuz babdan meydana gelen eserin baştan sadece üç bablık kısmını vermektedir.

Tefrikanın bu noktada kesilmesinden sonra deva­mının sonraki bir vakte bırakıldığı ilân edilmiş ise de {Tasvîr-i Efkâr, nr. 175, 23 Ramazan 1280/1 Mart 1864}, tercüme tamamlanamadan bu kadarı ile kalmıştır.

Cengiz Han'in hayatının anlatıldığı üçüncü babda, onun oğullarını Hârizm fethine yollamasına ait faslın sonlarında kesilen bu tercüme, bilhassa Orta Asya Türk­lüğü'nün Moğollarla birlikte efsanevî tarihini nakleden ilk iki kısmı ile ülke­mizde geniş bir ilgi çekerek, Türklüğün Anadolu'ya gelmeden önce anayurttaki geçmişini tanıtmak gibi bir millî tarih hizmetini yerine getirmiştir.

Eser, Necip Âsım'dan Ziya Gökalp ve 1920'den önceki yazıları ile Fuat Köprülü'ye kadar birçok Türkolog'a Oğuz Han menkıbesi ve diğer millî ef­saneler konusunda doğrudan doğruya kaynaklık etmiştir.
TANRI TÜRK'Ü KORUSUN VE YÜCELTSİN...
NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE...!