Gönderen Konu: SÖZ SANATLARI  (Okunma sayısı 1113 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı koktengri

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 679
  • Karma: 2517
  • Cinsiyet: Bay
  • TANRI TÜRK'Ü KORUSUN VE YÜCELTSİN...
    • TÜRK MİTOLOJİSİ - TÜRK KÜLTÜRÜ - TÜRK TARİHİ - YÜZDE YÜZ TÜRK OLDUĞUN ZAMAN CİHAN SENİNDİR...
SÖZ SANATLARI
« : Haziran 16, 2015, 11:44:13 ÖÖ »
1.   TEŞBİH (BENZETME): Aralarında türlü yönlerden benzerlik ilgisi bulunan iki şeyden, benzerlik bakımından güçsüz durumda olanı daha üstün olana benzetmektir. Dört ögesi vardır. (Benzeyen, kendisine benzetilen, benzetme yönü, benzetme edatı).

   Bin atlı      akınlarda   çocuklar   gibi      şendik.
   Benzeyen         benzetilen   benzetme   benzetme
                     Edatı      yönü

   Şimşek      gibi      bir semte   atıldık      yedi koldan
   Benzetilen   benzetme         benzetme         
         Edatı            yönü      
      

   Askerlerimiz   aslan      gibi      kuvvetlidir.
   Benzeyen   benzetilen   benzetme   benzetme
               Edatı      yönü



A) TEŞBİH-İ BELİĞ (GÜZEL BENZETME):

Sadece benzeyen ve benzetilen ögelerle yapılan benzetmedir. Benzetme yönü ve benzetme edatı kullanılmaz.

Gürz ayaklı
Kalkan elli
Sancaktar olduğu
Sancak tutuşundan belli
      F.H.Dağlarca

•   Divan edebiyatındaki mazmunların çoğu teşbih-i beliği sanatına örnektir.
Servi boy, elma yanak, gonca ağız, kiraz dudak..........

B) YAYGIN BENZETME:

Benzeyenle benzetilen arasındaki birden çok özelliklerin sıralanmasıyla yapılan benzetmedir.

Aşağıdaki örnekte “vatan” bir çınara benzetilmiştir.

ÇINAR

Hani bir gün seninle Topkapı’dan
Geliyorduk; yol üstü bir meydan
Bir çınar gördük; Enli, boylu, vakur
Bir ağaç; hiç eğilmemiş, mağrur
Koca bir gövde, belki altı asır
Belki ondan da fazla dalgın, ağır
Kaygısız bir ömür sürüp gelmiş;
Öyle serpilmiş, öyle yükselmiş,
.........................
         Tevfik Fikret

2) İSTİARE (EĞRETİLEME):

Benzetme sanatının temel ögelerinden benzeyen ve benzetilenden sadece birinin kullanılmasıyla yapılan benzetmeye denir. Diğer bir deyişle, bir şeyi kendi adının dışında türlü yönlerden benzediği başka bir şeyin adıyla anma sanatıdır. Bu bakımdan istiare hem bir benzetme hem de mecaz sanatıdır.

AÇIK İSTİARE:

Benzetme ögelerinden yalnızca benzetilenle yapılan istiaredir.
   
“Aslanlarımız düşmanı denize döktüler”

“Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor.
Bir hilâl uğruna ya Rab ne güneşler batıyor”.

Yukarıdaki örneklerde askerlerimizle, “aslan” ve “güneş” arasında birer benzetme yapılmıştır. Burada benzeyen (benzetme bakımından zayıf olan öge, yani askerler) söylenmemiş, kendisine benzetilen (benzetme bakımından güçlü olan öge, yani aslan ve güneş) söylendiğine göre bu benzetmeler  “açık istiare”dir.

KAPALI İSTİARE:

Benzetme ögelerinden sadece benzeyenin bulunduğu (kendisine benzetilenin bulunmadığı) benzetme sanatına “kapalı istiare” denir.
   “Askerlerimiz, kükreyerek düşmana saldırdı”.

Yukarıdaki örnekte askerler, aslana benzetilmiştir. Güçlü olan öge yani aslan (benzetilen)söylenmemiş, sadece benzeyen söylenmiş olduğundan bu benzetme bir “kapalı istiare”dir. (Kişileştirme sanatının bulunduğu her dizede kapalı istiare de vardır).

   Kıyı takmış yaprağını gülünü
   Mahzun hudutların ötesinde akan sular
   Boynu bükük adalar, tanıyorsan ki bizi.


YAYGIN İSTİARE: Benzetmenin temel ögelerinden yalnız biriyle, çok sayıda benzerlikleri sıralayarak yapılan istiaredir. Örneğin Yahya Kemal’in “Sessiz Gemi” adlı şiirinde “ruh” söylenmemiş (benzeyen), Benzetilen yani “gemi” söylenmiştir.

3) MECAZ:

Bir sözü gerçek anlamının dışında kullanma sanatıdır.

      Aşkın aldı benden beni
      Bana seni gerek seni
      Ben yanarım dün ü günü
      Bana seni gerek seni
            Yunus Emre

      Yukarıdaki dörtlükte “yanmak”, aşağıdaki dörtlükte de “değnek” sözcüğü mecaz sanatına örnektir.

      Anavarza at oynağı
      Kana bulanmış gömleği
      Kıyman a zalimler kıyman
      Kör karının bir değneği

4) MECAZ-I MÜRSEL (MÜRSEL MECAZ):

Bir sözün benzetme amacı gütmeden gerçek anlamının dışında başka bir sözün ya da kavramın yerine kullanılmasıdır. Kavramlar arasında benzetmenin dışında, gerçek veya mecazlı anlamlar arasında parça-bütün, özel-genel, neden-sonuç gibi ilgiler bulunur.
      
Anadolu, hepimize hınç ve şüpheyle bakıyor. (Anadolu sözcüğü "Anadolu'da yaşayanlar"ı anlatmak için kullanılmış.)

Çankaya, bu gelişmelere sessiz kalamazdı. (Çankaya sözcüğü "cumhurbaşkanlığı makamı" anlamında kullanılmış.)

O, beyaz perdenin en güzel sanatçısıdır. (Beyaz perde : sinema)
   

O, ülkemizin en güçlü raketlerinden biridir.
         Tenis oyuncusu

Siz, hiç Yaşar Kemal’i okudunuz mu?
      Eserleri

Son günlerde Vivaldi dinliyorum.
      Eserleri

Gökten bereket yağıyor.
      Yağmur

5) KİNAYE:

Bir sözü hem gerçek hem de mecaz anlamda kullanma sanatıdır.
   
   Ey benim sarı tanburam         Ben toprak oldum yoluna
   Sen ne için inilersin            Sen aşırı gözetirsin
   İçim oyuk derdim büyük         Şu karşıma göğüs geren   
   Ben onun’çün inilerim            Taş bağırlı dağlar mısın?
         Pir Sultan               Yunus Emre

Yukarıdaki dörtlüklerde altı çizili sözcükler hem gerçek hem de mecaz anlamlarını düşündürecek şekilde kullanılmıştır.

6)   TEVRİYE:

İki ya da daha çok anlamı olan bir sözün yakın ve uzak anlamlarını birlikte kastetme sanatıdır.

      Bana Tahir Efendi kelp demiş
      İltifatı bu sözde zâhirdir.
      Mâliki mezhebim benim zirâ
      İtikadımca kelp tâhirdir.

      Tahir: 1) Özel isim;2) Temiz
      Kelp: Köpek

7) TARİZ (ALAY):

Söylenen sözün ya da kavramın gerçek ve mecazlı anlamı dışında büsbütün tersini kastetmektir. Genellikle bir kişiyi ya da durumu iğnelemek, alaya almak için yapılır.

   Bir yetim görünce döktür dişini
   Bozmaya çabala halkın işini
   Günde yüz adamın vur kır dişini
   Bir yaralı sarmak için yeltenme
            Huzuri

8) TEŞHİS VE İNTAK (KİŞİLEŞTİRME VE KONUŞTURMA):

İnsana özgü niteliklerin başka varlıklara aktarılmasına, onlara kişilik kazandırılmasına “teşhis”; onların konuşturulmasına da “intak” denir. İntak sanatının bulunduğu her yerde teşhis sanatı da vardır.
   
   Toros dağlarının üstüne      Batı isteyü haktan ayrıldım
   Ay un eledi bütün gece      Boynuz umdum kulaktan ayrıldım.
                           (Hârname, Şeyhi)

   Masallar ve fabller, teşhis ve intak sanatına an çok rastlanan türlerdir.
   
        Kurnaz tilki sesini yumuşatarak, ona
   Dedi ki: ”Kardeşciğim artık dostuz;
   Müjde getirdim sana in de öpüşelim;
   Barış oldu hayvanlar arasında.”

9) TENASÜP (UYGUNLUK):

Bir dize, beyit ya da dörtlük içinde anlamca birbiriyle ilgili sözcükleri bir arada kullanma sanatıdır.

      Lâleyi sümbülü, gülü hâr almış.
      Zevk u şevk ehlini âh u zâr almış.
Bu beyitte lâle, sümbül, gül, hâr (diken) arasında ayrıca zevk, şevk ve âh, zâr sözcükleri arasında tenasüp sanatı vardır.

10) LEFF Ü NEŞR:

Genellikle bir beyit içinde birinci dizede en az iki şey söyleyip, ikinci dizede bunlarla ilgili benzerlik ve karşılıkları verme sanatıdır.

   Bâran değil, şafak değil, ebr-i seher değil
   Gözyaşıdır, ciğer kanıdır, dâd-ı ah’tır.

Bu dizelerde bârana (yağmur) karşılık olarak gözyaşı, şafağa (güneşe batarkenki kızıllık) karşılık olarak ciğer kanı, ebr-i seher’e (sabah bulutu) karşılık olarak dud-ı ah (ah’ın dumanı) verilmiştir.

   Bağ-ı dehrin hem baharın hem hazanın görmüşüz.
   Bir neşatın da gamın da rüzgarın görmüşüz.

11)   TECAHÜL-İ ARİF:

Bilinen bir gerçeği bir nükteye dayanarak bilmiyormuş gibi söylemektir.

   Göz gördü gönül sevdi seni ey yüzü mâhım
   Kurbanın olam var mı benim bunda günahım
                  Nahifi

   Ey şuh Nedima ile bir seyrin işittik
   Tenhaca varıp Göksu’ya işret var içinde
                  Nedim

Yukarıdaki dizelerde şairler kendi yaşadıkları olayları bilmiyormuş gibi sorarak tecahül-i arif sanatı yapmışlardır.

12) HÜSN-İ TALİL (GÜZEL NEDENE BAĞLAMA):

Herhangi bir gerçek olayın meydana gelmesini hayali ve güzel bir nedene bağlamaktır. Ancak bu nedenin kesin bir yargıya dayanması gerekir. Hüsn-i talil’de de tecâhül-i arif’te olduğu gibi gerçek bir nedeni bilmezlikten gelme gibi bir durum vardır. Hüsn-i talil’i, tecâhül-i ariften ayıran yön, gerçek bir olayın hayali nedene bağlanmasıdır.

   “Güzel şeyler düşünelim diye yemyeşil oldu ağaçlar”
   (İlkbaharda doğanın uyanması, ağaçların yapraklanması gibi gerçek bir olay, hayali bir nedenle açıklanmış).

“Güller ki yüzünün renginden utandıkları için kızardılar”.

Niçin sık sıkbakarsın öyle mirat-ı mücellâya
Meğer sen dahi kendi hüsnüne hayran mısın kâfir
                  Nedim
(Mirat-ı mücellâ: Parlak ayna)

13)   MÜBALAĞA (ABARTMA):

Bir sözün etkisini güçlendirmek amacıyla bir şeyi ya olamayacağı bir biçimde anlatmak ya da olduğundan pek çok veya pek az göstermektir.

   Alem sele gitti gözüm yaşından.

   Söyle nâz uykusuna varmış o yâr ey Bâki
   Ki cihan halki figan eylese bidâr olmaz.

   Merkez-i hâke atsalar da bizi
   Kürre-i arzı patlatır çıkarız.
         Namık Kemal

(Yerkürenin merkezine de atsalar bizi, yerküreyi parçalar yine dışarı çıkarız).

14) TEZAT (KARŞITLIK):

Birbirine karşıt düşüncelerin, kavramların, duyguların bir arada kullanılmasıdır.

   Ne siyah eylemiş bu nasiyeyi
   Saçımı bembeyaz eden bahtım.
         Abdülhak Hamit
(Nasiye: alın)

   Ne efsun-kâr imişsin âh ey didâr-ı hürriyet
   Esir-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esâretten
            Namık Kemal
(Ey özgürlük ne kadar büyüleyiciymişsin, tutsaklıktan kurtulduk ama bu kez de senin tutsağın olduk).

15) TEKRİR:

Sözün etkisini güçlendirmek amacıyla anlamın üzerinde yoğunlaştığı sözcük ya da söz öbeklerini arka arkaya yinelemektir.

   Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
   Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
   Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
   Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.
               Necip Fazıl

   Büyüksün ilahi büyüksün büyük
   Büyüklük yanında kalır pek küçük
            Ali Haydar Bey

16) NİDA (SESLENME):

Şairin çok duygulanması ve heyecanlanması sonucunu doğuran olayları ve varlıkları göz önüne getirip “ey, hey” gibi ünlemlerle onlara seslenmesidir.
   Ey köhne Bizans, ey koca fertut-i musahhir
   Ey bin kocadan arta kalan bive-i bâkir.
            (Sis, Tevfik Fikret)

17) İSTİFHAM:

Yanıt alma amacı gütmeden, duyguyu ve anlamı güçlendirmek için, anlatılmak istenenlerin soru biçiminde anlatılmasıdır.

   Beni candan usandırdı cefadan yâr usanmaz mı
   Felekler yandı ahımdan muradım şemi yanmaz mı
                     Fuzuli

   Kim söylemiş beni
   Süheyla’ya vurulmuşum diye?
   Kim görmüş ama kim,
   Eleni’yi öptüğümü,
   Yüksek kaldırım’da güpegündüz?
   Melahat’i almışım da sonra
   Alemdar’a gitmişim, öyle mi?
   Onu sonra anlatırım, fakat
   Kimin bacağını sıkmışım tramvayda?
               Orhan Veli

18) TELMİH (HATIRLATMA):

Söz arasında herkesçe bilinen geçmişteki bir olaya, ünlü bir kişiye bir inanca ya da yaygın bir atasözüne işaret etmek, onu anımsatmaktır. Telmih edilen şey uzun uzadıya açıklanmaz, bir iki sözcükle anımsatılır.

   Gökyüzünde İsâ ile
   Tur dağında Musâ ile
   Elindeki asâ ile
   Çağırayım Mevlam seni
         Yunus Emre

(Birinci dizede “Hz. İsa’nın göğe çıktığı inancı”na, ikinci dizede “Hz. Musa’nın Tur-ı Sinâ dağında Tanrı ile konuşması” olayına ve üçüncü dizede de yine “Hz. Musa’nın yere atınca yılan olan asasıyla gösterdiği mucizelere” telmih vardır).


19) CİNAS:

Söyleniş ve yazılışları bir, anlamları farklı sözcükleri (sesteş, eşsesli) bir arada kullanma sanatıdır. (Aynı zamanda bir uyak türüdür).

   Kısmetindir gezdiren yer yer seni
   Göğe çıksan âkıbet yer yer seni.
            İbni Kemal

Her nefeste eyledik yüz bin günah
Bir günaha etmedik hiç bir gün ah
            Lâedri

20) ALLİTERASYON:

Aynı ses ya da hecelerin bir ahenk yaratmak amacıyla tekrarlanmasıdır.

   Kara pulat uz kılıcım tartmayınca
   Kara börklü koca başın kesmeyince
   Alca kanın yer yüzüne tökmeyince
   Karındaşım Kayan kanın almayınca
   Komazım...
            Dede Korkut

21) SECİ:

Nesirde yapılan kafiyeye “seci” denir.

   “İlahi her neyi gülzâr ettinse anı ittim. İlahi elime her ne sundunsa anı    tattım. İlahi gönlüm oduna ne yaktınsa o tüter. İlahi vücudum bahçesine    ne diktinse o biter.”
                        Sinan Paşa


SEHL-İ MÜMTENİ:

Söylenmesi kolay göründüğü halde, benzerinin yazılması veya söylenmesi çok güç olan sözlere ya da yazılara denir.

   Ete kemiğe büründüm
   Yunus diye göründüm
         Yunus Emre

(Şair bütün tasavvuf felsefesini, az sözle çok güçlü bir şekilde ifade etmiştir).
 
TANRI TÜRK'Ü KORUSUN VE YÜCELTSİN...
NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE...!